Kelimeler dile nasıl yerleşir? Cookie çerez oldu ama fare mouse kaldı

Bu akşam çayımın son demlerinde, bundan yıllar önce ilk akıllı telefonumu yani Nokia 6600'ı aldığımın gecesinde internet tarayıcısının ayarlarının kurcalarken “çerezler” seçeneğini görünce ne kadar şaşırdığımı hatırladım. Çerez de ne diye düşünmüştüm, halbuki bu kelimenin İngilizcesini (cookie) biliyordum ve hiç de garipsememiştim. Oysa yaklaşık 8 yıl sonra bu akşam, internet, açık kaynaklı yazılımlar ve çeviriyle haşır neşir olup, çerez ifadesini bolca görme sonucu bu kelime çok doğal ve oturmuş geldi kulağıma.

Geçen yıllarda tanık olduğum tek kelime hikayesi bu değil.  Bazı çeviri ve karşılıklar dile yerleşirken bazısı başarısız oluyor. Mesela başarılı bir çeviri örneği olarak bilgisayar kelimesini verebiliriz. Kulağa o kadar doğal ve güzel geliyor ki. Öte yandan, lise yıllarımda mouse ve fare kelimeleri arasında gidip geldiğimi hatırlıyorum. Ancak şu anda mouse ağır basan kelime gibi. Aynı şeyi laptop ve dizüstü ikilisi için de söylenebilir.

Bazı yeni kelimelerin neden dile uyum sağlarken bazılarının kullanımdan düştüğüyle ilgili iki temel unsurdan bahsedebiliriz. Zamanlama ve sık kullanım. Mesela yabancı bir kelime dile yerleşip yaygınlaşmadan önce ona bir Türkçe karşılık bulmak gerekiyor. Yoksa herkes mouse demeye başladıktan sonra, bundan böyle fare diyeceğiz şeklinde karar almak zor. İkinci nokta ise türetilen kelimenin sık sık kullanılması. Bununla ilgili güzel bir örnek bulut bilişim yani İngilizce adıyla cloud computing. Bulut bilişimi ilk günlerinden beri yakından takip ediyordum ve Türkiye'de bu konuda haberler çıkmaya başlayınca bazı yayınlarda cloud computing denildiğini gördüm. Tam da İngilizcesi yerleşecek derken birden bulut bilişim ifadesinin sık sık kullanılmaya başlandığına şahit oldum. Şu anki durumda bulut bilişim kavramının oturduğunu söylemek mümkün.

Sözün özü dil yine her zamanki gibi canlı ve sürekli değişen bir varlık. Dahası işleyişi itibariyle insan doğasını anımsatıyor. Biz de kullandıklarımızı hatırlayıp yanı başımızda tutarken, kullanmadıklarımızı unutulmuşluğa ve küflü raflara terk ediyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir