İstanbul, şehirler ve akademik hayatın gelişimi üzerine

Bir süredir yüksek lisans ve doktora yapan arkadaş ve tanıdıklarımla görüşüyorum. Sohbetin bir kısmı da haliyle eğitimin tamamlanmasından sonraki kariyer hedefleri, nerede, ne görevde çalışılacağı sorusu.

Önce biraz arkaplan bilgisi. Bu bahsettiğim insanlar ya Türkiye'nin en iyi kurumlarında eğitim gören ya da Amerika ve Avrupa'da önemli üniversitelerde eğitimlerini tamamlayan ya da tamamlayacak insanlar.

Temel sorum eğitimlerini tamamladıktan sonra nerede çalışacakları. Kimisi yurtdışında çalışma taraftarı ancak büyük çoğunluk Türkiyeye geri dönmeyi, ülkesinde görev yapmayı planlıyor. Daha da ilginci -belki de beklenmesi gereken durum bu- neredeyse hepsinin İstanbulda çalışmayı istemesi ya da İstanbulda bir üniversitede kadro açılana kadar beklemeyi göze alması.

Bu şaşırtıcı durumun medenlerinden birisi çoğu akademisyenin İstanbul dışında istedikleri akademik ve sosyal ortamı bulamayacak olmaktan endişe etmesi. İstanbul gibi dünyaya nam salmış, akla gelen neredeyse hemen her tür akademik ve sosyal ortamın bulunduğu bir şehri bırakmak kolay bir karar değil.

Ancak sanırım bundan daha da etkili olan gidilecek sebep, İstanbul dışı bir şehirde aynı dili konuşan, aynı artalanları paylaşan insan ya da çevre bulamama korkusu. Bu korkuya bir de sosyal imkanların kısıtlı olacağı bir şehre gitme düşüncesi eklenince pek çok akademisyen İstanbul dışına çıkmak istemiyor.

Diğer şehir ve üniversitelerle ilgili bir başka husus da kaynaklara erişim. İstanbul medyanın, sanatın, paranın ve insan kaynaklarının da başkenti konunumda. Bu sebeple, bunlara erişmek isteyenler için de vazgeçilmez konumda İstanbul.

Bu açıdan bakıldığında Türkiyede yüksek öğrenim birkaç büyük şehirdeki belli başlı üniversitelere yoğunlaşmış durumda, kurumlar arası büyük performans ve algı farkları olabiliyor yani en sade haliyle şehirler arası büyük bir dengesizlik söz konusu. Mesela bir Almanya örneğinde nüfus nispeten dengeli dağılmış ve her eyalette çok saygıdeğer üniversiteler bulunurken Türkiyede böylesi bir dengeli durumdan söz etmek zor.

Yüksek öğretim kalitesini artırmak için her şehre nitelikli akademisyen gönderebilmek önemli. Bunu yapmak için şehirlerin sosyal altyapılarını güçlendirmek, üniversitelere ayrılan kaynakları artırmak ve akademisyenlere mali teşvikler sağlamak olmazsa olmazlar. Şu an o yönde bazı kıpırdanmalar var ancak önümüzdeki 15-20 yıl bizleri nereye götürür kestirmek zor.

Notlar:

  • İnsanların üniversite okudukları şehri sevme eğilimi oluyor. Dolayısıyla bu yazıdaki sonuçları etkilemiş olabilir.
  • İstanbul dışında da kıymetli üniversiteler var. Yazıdaki İstanbul vurgusunun sebeplerinden birisi İstanbul üzerinden akademik ve sosyal hayattaki merkeziyetçiliği ve tek noktada toplanmışlığı vurgulamak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir