Dil ve görünmeyenler

Dil pek çok vazife görebilir ama bunların en önemlisi şüphesiz iletişimi ve bilgi aktarımını sağlamaktır. İletişim kuru ve ruhsuz bir süreç değildi. İçinde insan faktörü olan, duygu be düşüncelere yer veren kültür kokan bir süreçtir. Dil demek aslında kendisini konuşan insan topluluğunu her yönüyle betimleyen devasa bir roman demektir. Bazen acılar bazen tatlılar bazen de ağır sözler içerir. Sabit değildir hem bugünü hem geçmişi bazen de geleceği anlatır, her kelime bir masal saklar içinde. Ve her kelime içindeki harflerin toplamından çok daha fazlasını anlatır. Dil dediğimiz olgu insanoğluna ait her şeyin karışık kaynaştığı devasa bir kazandır. Her dilin kazanı da o kazandan çıkan çorba da farklı özellik ve güzelliktedir. Bir dil konuşan, sadece bir dile bağlı kalan, önünde dünya restoranının sunduğu koca bir menü varken sadece tek çorbayla yetinendir.

Dil aynı zamanda bir gözlüktür. Hayatı bazen miyop bazen hipermetrop bazen siyah bazen de beyaz gösterir.

Dil müziktir, bazen hızlı pop tadında bazen yavaş ve klasik müzik sakinliğinde

Dil kimliktir, dil insanı insan yapan toplumsal kültürün insan üzerindeki nesnel yansımasıdır.

Dil anlaşmayı mümkün kılan, bazen sevgiyi bazen öfkeyi bazen hiciv ve neşeyi anlatan araçtır.

Dil bir yoldur ve her dil nevi şahsına münhasır bir yoldur. Her zaman varılan bir hedef vardır ama çoğu zaman o hedefe götüren yol dilden dile çok farklıdır. Kimi yollar uzun ve çetrefilli kimi yollar kısa ve zahmetsizdir. Kimi yollar süslü ve zarafetli kimi yollar sade ve vakurdur. Ama yol nasıl olursa olsun hep bir hedef ve son durak vardır. Bu yol bazen annenin çocuğa ninnisi, bazen öğretmenin öğrenciye anlattıkları bazen de iki arkadasın birbirine iç dökmesidir.

Dil hem vardır hem yoktur. Dil yoktur çünkü çoğu zaman varlığının farkında olmayız. Konuşurken yazarken dinlerken sanki her şey sihirli bir şekilde kendiliğinden olur, her şey pürüzsüzce akar gider, mesaj gönderenden alıcıya bir şekilde ulaşır. Ve tüm bu süreç sanki aracısız gerçekleşir. Dil kendi varlığını hissettirmeyecek kadar içselleşmiştir insanoğlunda. Dil vardır çünkü dil olmadan bu sayılan eylemlerin hiç biri olmazdı.

Dil bir dünyaya bakışımızı belirleyen bir dünya haritasıdır. Herkesin dili kendi haritasıdır. Kimi her detayını gösterir. Kiminde ise ayrıntılar soluktur. Kimimizin bir kaç haritası vardır, dünyayı farklı acılardan, kuzeyden güneye doğudan batıya görür, kimimiz tek boyutlu bir dünyayla yasar. Kimimiz elindeki her haritada aynı şeyi bin bir farklı sakilde görür, her harita aynı resmi farklı şekilde betimlemiştir, kimimiz tek bir haritanın sabit resmiyle yetinmek zorunda kalır.

Kimimiz için hayatta sadece ben sen o vardır, kimimiz için ben sen ve o o o vardır. Kimimiz için sadece gelecek geçmiş ve bugün vardır. Kimimiz için geçmişin geçmişi, geleceğin geleceği vardır. Kimimizin vatanı dünya kardeşleri insanoğullarıdır, kimimiz için vatan ülke, kardeş ise akrabadır.
Kimimiz için tek benlik vardır, ben demek sadece ben demektir. Kimimiz için ise ben her dilin süzgecinden geçtikten sonra bambaşkadır. Türk ben, alman ben ve Fransız ben çok farklıdır.

Dil herkesin damla olup beslediği devasa bir şelaledir. Herkes bir ömür boyu akar.

Dil herkesi besleyecek kadar zengin ama kimilerini besleyemeyecek kadar fakir bir kaynaktır. Dil düşünce olur ama düşünce dile varmayabilir, dil duygu olabilir ama duygu dile varmayabilir. Bazen bir ayna misali ters gösterse dahi insanoğlu için kendini uç boyutlu görmesi adına dilden daha üstün bir vasıta bulmak zor. Tabii haliyle her dil bir aynadır. Kimi ayna büyük kimi ayna küçük gösterir, kimisi düzeltir kimisi eğriltir ama bu nüanslar birden fazla aynaya bakma fırsatı bulanlara açıktır, yoksa aynası tek olanın gördüğü tektir.

Dil insan ırkının ortaklaşa yazdığı devasa bir kitaptır. Her dil anlayışıyla, yorumuyla, dünya görüsüyle, tarihiyle  bu devasa kitabın bir bölümünü yazar sadece. Kimisi Leyla'yı kimisi Shakespeare'ı ekler kendi sayfalarına. Her insan önce kendi dilinin sayfalarını okur, sonra eğer şanslıysa bunu başka dillerin sayfaları takip eder. Okunan her sayfa dünya görüşümüzün önündeki setleri bir nebze daha inceltir, bakışımızı genişletir. Yalnız olmadığımızı, aslında koca bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatır.

Dil kitabından okumak dileğiyle.

24 Eylül 2011, Heidelberg

2 thoughts on “Dil ve görünmeyenler”

  1. Gerçekten çok güzel.sizi geç tanımakla çok şeyler kaybettiğimi gğrsemde yinede tesadüfen tanımış olmanın verdiği mutluluğu tanımlamak zor..Dil konusunda yazılmış çok güzel bir metin.Çalışmalarınızda başarılar diler saygılar sunarım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir