Language and Solitude: Wittgenstein, Malinowski and the Habsburg Dilemma

Yalnızlığa giden çeşitli yollar vardır. Kişi bunlardan bir kaçında yürüyebilir. İnzivaya çekilme çok belirlenimli olabilir.

Bu yollardan biri  Batı felsefesinin ana akımının izlediği yol. Her şey kendi başına hareket edip, çağının ve kültürünün gelenek ve önyargılarının dışına çıkıp kendi başına hakikati arayan  Rene Descartes’in Prometheusvari başkaldırısı ile başladı. Descartes kendi içinde büyüdüğü kültürü, inzivaya çekilip, şüpheyle saflaşmış, kendi aklının kabul ettirmediğinden başkasını kabul etmeyen bir bireyin bakış açısıyla yargılayabileceğini düşündü. Bu Quine'in de ustaca ifade ettiği gibi kozmik bir sürgün, her şeyin ötesinde kültürel bir sürgündü. Kendi kültürüne ve başkalarının kültürüne  karşı derin bir güvensizliği ifade ediyordu. Dahası Descartes ‘gelenek ve örnek' olarak nitelendirdiği kültürden tiksiniyor ve kültürü tüm hataların sebebi addediyordu. İnsan aklı kendi başına hakikati bulacak şekilde inşa edilmişti: bu Descartes’in,  kötülük  problemine, Tanrıyı bizi kötüye yöneltme suçundan aklamasını mümkün kılan çözümüydü.  Hata yapan Tanrının yarattığı insan değildi, hata yapan kültürün yoldan çıkardığı insandı.

Ernest Gellner, 1998

PHIL 464 – Felsefi Metinlerin Türkçeye Çevirisi

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir