Aile Boyu işler

Birkaç hafta önce Aile Boyu adında bir yarışmaya katılacağımızı öğrenince, ne aileyiz, ne tv severim, halimiz ne olacak tarzında bir yorum yazmıştım. Sonra vakit geldi çattı, bizim o çok ünlü yarışma için hazırlıklar başladı. Kimimiz ilgisizdi, kimimizde biraz heyecan. Bir taksiye atlayıp nerede olduğunu bilmediğimiz bir adresin peşine düştük. Bin, çık, sor derken sonunda aradığımız çekim stüdyosunu bulduk. Öyle beklediğimiz kadar ahım şahım bir yer değildi. Bize altıda gelmemiz söylenmişti. Her birimizin çekim sonrası konser, çalışma, arkadaşlarla buluşma tarzı planları vardı. Ne de olsa bize altı denilmişti ve erken çıkmayı planlıyorduk. Öyle ilk önce bir bekleme odasında bir süre tutulduk. Türkiye’de maalesef adet olduğu üzere işler pek düzenli ve tertipli değildi. O bekleme sonrasında beraberce bir yemekhaneye ilerledik. Bu ayrıntının düşünülmüş olması güzeldi. Sonrasında çekim yapılan yerin arkasında bir odaya geçtik. Bir yanımızda Gülben Ergen odası öteki yanımızda bizim katılacağımız yarışmanın çekimlerinin yapılmakta olduğu koca salon vardı. Bekleme odasında çayımız gelince ellerimize adet olduğu üzere birer form tutuşturdular. Tabii önemsiz değil diye geçiştirilen bu uzunca formlar güzelce imzalandı, TC kimlik numaralar dolduruldu, nüfus cüzdanı fotokopileri alındı. Sonradan kıyafet seçimi varmış. Öyle her kıyafet olmazmış, beyaz giymek yokmuş,  çizgili giymek, üzerinde marka olan kıyafetler giymek yokmuş. Bana da payım olmak üzere çok kıymetli bir tişört verildi! Neyse formlar dolduktan, imzalar atıldıktan sonra öğrendik ki bizim çekime saatler varmış ve de binayı terk etmemiz, yok biz bekleyemeyiz, gidiyoruz dememiz bize verilen sözleşme çerçevesinde yasakmış, hatta para cezası varmış! Sonra eğer kazanırsak bir sonraki Salı günü olan çekime gelmek zorundaymışız. Oldu sanki bizim okulumuz yok. Tabii bir de ödül almama şartı varmış, taksiyi cebinden geliş, gidiş öde, oralarda o kadar vakit harca, sonrada hiçbir karşılıkla ödüllendirilme. Program yetkililerinden birinin TV’ye çıkmanın ne kadar önemli olduğu ve bunun büyük bir ödül olabileceği yönündeki imasına da bir anlam veremedim. Yani içinde bulunduğumuz bilgi çağında TV’ye çıkmanın çok da bir esprisi olmasa gerek, YouTube’da yayınlansak daha popüler ve heyecan verici olabilir. Bekleme süresi uzun olunca doğal olarak konuşacak vakti de bol oldu. Karşılıklı yarışacağımız aileyi tanıdık tatlı insanlardı, stajyerler de cana yakındı. Bol bol felaket senaryosu kuracak, içinde bulunduğumuz durumla dalga geçecek ve eğlenecek vaktimiz oldu. Her halde organizatörleri en gıcık eden grup olma yolunda büyük yol almışızdır. O arada biz televizyon sektörünün işleyişiyle ilgili de pek çok bilgi edinmiş olduk. Mesela programlara düzenli olarak katılmak, alkış tutmak, yorum yapmak gibi meslek türlerinin olduğunu öğrendik (belki bunlardan emeklilik de söz konusudur). Sonunda saat altıda olacağını sandığımız o müthiş an! 11’de geldi çattı. Artık bezmiş olan bizler tam da salla modundayız. Hele yarışmayı kazanıp sonraki etaplara katılmak zorunda kalmak oldukça korkutucu göründü gözümüze. Sonuçta tam zamanlı bir öğrenci grubu için hayatın sette geçmesi hayali bile endişe verici bir durum. Mikrofonlarımız takıldı, yarışma kuralları anlatıldı, seyirciler toplanmaya başladı ancak hepimizde bu kadar geçe kalmışlığın bir tepki yönü birikmiş. Sonra birden kendimizi seyircilerin içten! alkışlarıyla yarışmaya başlamış buluyoruz. İlk baş çok komik geliyor, kendimi gülmekten zar zor alıkoyuyorum. Aslında yarışma başlayınca önyargılarımız yıkılıyor, her ne kadar entelektüel gelişimimize çok fayda sağlamayacak olsa da eğlenmeye tadını çıkarmaya başlıyoruz.

İlk etapta verdiğimiz abuk sabuk cevaplar sunucuları çileden çıkarıyor. İlginç eğlenceli bir yarışma oluyor. Tabii arada sözümüzü de esirgemiyor, sözümüzden de geri adım atmıyoruz. Hele zaman mevzusunda görüşlerimizi laf arasına sıkıştırıp sunmanın değeri büyük oluyor. Ortak karar ve inatçılığımız da yine sunucularla aramızı açıyor. Ciddi anlamda yarışmanın tadını çıkarıyoruz. Bir an yarışma heyecanıyla kazansak mı diye geçiyor aklımızdan, öne geçiyoruz. Ama her defasında böyle saatlerce ve karşılıksız bekleme endişesi yok mu… Ve büyük an geliyor altıncı soruda, büyük bir şans eseri bileğimizin hakkıyla, hem iyi bir yarış vererek hem de tadını çıkararak eleniyoruz. Bu arada sevgili organizatör bana verdiği o değerli tişörtün geri iadesini hatırlatıyor, oldukça ince bir davranış, bizim için onca yaptıklarından sonra tişörtü geri vermek lazım. Sonra odamıza dönüp grup resmimizi büyük bir büyük bir mutluluk içinde çekip çıkışa yöneliyoruz. Kapıya adımımı atınca bir an Esaretin Bedeli geliyor aklıma, özgürlük gibisi yok. Sonra bir de sevecen stajyerimizin eşliğinde bir veda resmi çekip gecenin bir yarısı geldiğimiz gibi bir başka taksiyle dönüş yoluna çıkıyoruz. Yazı biraz mızmız oldu ama ciddi anlamda eğlendik ve öğrendik, beklemek çok hoş değildi ama hayat tecrübesi adına çok şey kattı. Artık TV dünyasını da az buçuk biliyor, tanıyoruz, sistemin işleyişine de aşina olduk. Hani başta yazmıştım ya bir aile değiliz, sona gelince acıyı da tatlıyı da paylaşmış bir aile olduk. Kimi abla kimi abi yaptık çok mühim değil ama bir ve beraber olup her şeyi değerlendirmesini bildik. İlk başta programı kaydetmeyi düşünmüyordum ama şimdi tüm bu ilginç cevap ve sunucu diyaloglarımızdan sonra programı kaydedip tekrardan bir göz atsak hiç fena olmaz diye düşünüyorum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir